Büyülü Dakikalar
Büyülü Dakikalar selin açık pencerenin önünde gecelikle oturuyordu. gökyüzü yıldızsızdı ama hava sıcaktı. aşağıda, bahçeden fısıltı halinde tuhaf sesler geliyordu. çevresindeki her şey, karnındaki bebek gibi titreşiyordu. selin kendini bu fısıltıların, bu hayat belirtilerinin dışında hissediyor, çoğu zaman da açıkça hiçbir şey anlamıyordu bunlardan. yanında uyumakta olan metin e bakmak için yavaşça arkasına döndü. karşı duvardaki yüksek bir pencereden sızan ışık, metin in üzerine dökülüyor, sanki belirsiz bir örtü ile örtüyordu onu. kimbilir, belki de insanlar ve eşyalar, kendilerine hiç kimsenin bakmadığı varsayılınca, daha iyi bir görünüm alıyorlardı. selin kocasına bakarken: "her şey bir yana, metin gerçekten evlenmek istediğim erkekti." diye düşündü. yeniden pencereye doğru döndü ve o adamı, yani kızken evlenmek istediği erkeği düşünerek gülümsedi. hiç karşılaşmamıştı onunla. fakat bazen sinemada yanında otururken, ya da metro vagonlarının birinde, koridorun öbür başında oturup mecmua okumaya dalmış bir halde görür gibi olmuştu onu. saçları siyah, gözleri koyu renkliydi ve bakışları, genellikle erkeklerdeki bakışlardan daha tatlıydı. demek selin kendi erkeğini görmek talihliğine kavuşmuş, ama onunla hiç bir zaman tanışmamıştı. hatta, metin ile evlendikten sonra bile, balayı süresince onu aramaya devam etmişti. bununla birlikte, belki herkes, hayatı boyunca hep gözlerinden kaçan bir şeyler aramaktadırlar. bu düşünce çok korkutuyordu onu. metin, yatakta kımıldayıp hafif bir inilti koyuverdi. her birimiz, belki metin de, uyurken bile aramaya devam etmekteyizdir. ancak metin çok seyrek arıyordu. selin biliyordu bunu; kocası için, gerçekten evlenmek isteyeceği kadındı o. oysa, ilk evlendikleri gün bile olamamıştı bu. çok sıcak bir ağustos günüydü, saçları nemli ve solgun bir halde tülün altından sarkıyorlardı. sıcak ve sıkıntıdan terliyordu. selin solgun ve zayıf olduğunu, metin in kuşkusuz her zaman sayıkladığı güzel gelin olmadığını biliyordu. çocuğu olacağını söylediği zaman bile kocasının evlenmek istediği kadın olamamıştı. bu haberi ona nasıl vereceği hakkında yıllarca hayaller kurmuştu. o gün midesi bulanıyordu. metin elini onun alnına koyup, "nen var?" diye sormuştu. o da, "bizim düşündüğümüz gibiymiş metin. dün doktora gittim." diye cevap vermişti. metin, "oh sevgilim!" diyerek kucaklamıştı onu. fakat selin kocasının mutlu olmadığını hemen anlamış ve bu haberi bu tarzda vermek zorunda kalacağını aklına hiç getirmediği için ağlamaya başlamıştı. evet, yaşamının bütün önemli anları nihayet gelip çattıklarında, her defasında, örneğin nikah salonunun sıcağı, ya da mide bulantısı gibi rüyasına uymayan bir şeyler olmuştu. bu nedenle hatırda tutulmaya değer o dakikalar bazı yanlışlıklarla geçmiş ve selin başka hayallere sarılmak zorunda kalmıştı. şimdi, gözlerini kapatarak, metin in "oğlanmış sevgilim" diyerek nasıl onun üstüne eğileceğini düşündü. o da, temiz yastık yüzü üzerinde saçları yayılırken hafifçe kocasına gülümseyecek, sonra da pembe renkli yünlü, ya da ipekli hafif bir bluz giyecekti üstüne. metin, bütün düşünceleri arasında çocuğunu kucağına alıp, kollarının arasında sıktığı sırada yüzü belki de yeni bir güç ve gurur ifadesiyle aydınlanacaktı. çünkü karısı selin ile oğlunu refah içinde yaşatabilecek olgun bir erkek oluverecekti ansızın. kuşkusuz fabrikada terfi de ettireceklerdi onu. ve her akşam, evine dönünce selin e sıkı sıkı bağrına basıp tatlılıkla, "merhaba sevgilim." diye fısıldayacaktı ona. selin, açık pencerenin önünde oturup böyle hayal kurduğu sırada içini çekip gözlerini kapadı. çünkü metin, gerçekten hiç bir zaman, "sevgilim" demiyordu ona. uzun bir süre sonra gözlerini açınca çok şaşırdı. metin in yerinde, belli belirsiz bir leke gördü yatakta. farkında olmadan gözlerinden akan yaşları silince bir mucize görür gibi oldu: gerçekten metin, onun evlenmek istediği erkeğe hiç bu kadar benzememişti. ayağa kalkıp yatağa yaklaştı. doğruydu. kocasının yüzüne düşen gölgeler, güzel ve güçlü gösteriyorlardı onu. metin bir an için selin in şimdiye kadar ne kocasında ve ne de başka hiçbir erkekte bulamadığı her şeye sahip oluvermişti. selin kocasını öpmeki çin eğildi. fakat ona iyice yaklaşınca gölgeler çekildiler ve yine yalnız metin i gördü o. pek güzel değildi, hatta aksine, selin tuvaletinin önüne gitti ve düğün armağanlarından biri olan gümüş saplı fırçayı alıp saçlarını fırçalamaya başladı. pencereden giren ölgün ışık esrarlı bir halde onun üstüne dökülüyordu. birdenaynada metin in kalkıp yatakta oturduğunu gördü. ona dönerek, "merhaba." dedi. sesi gece gibi yumuşaktı. metin, "böyle ne kadar güzelsin. rüyamda beni öperken görüyordun seni. sonra uyandım." dedi. selin, "gerçekten öptüm seni," diye cevap verdi. değişmiş hissediyordu kendini. metin in hayal ettiği ve kuşkusuz hala rüyalarına giren kız olmuştu ansızın. metin, "seni hiç bu kadar güzel görmemiştim." dedi yavaşça. selin cevap vermeyip saçlarını fırçalamaya devam etti. metin, "birine benziyorsun." diye üsteledi. -"kime?" -"bilmiyorum. gerçekte hiç karşılaşmadığım bir kadına." gülümsedi ve yüzünden geçen gölgelerin içinde yine selin in gözleri açık gördüğü rüyalarında birlikte yaşadığı erkek oldu. metin sabahları evden erken çıkardı. çok başarılıydı bunda. fabrikaya kadar metroda uzun bir yolculuk yapması gerektiğinden, saat yediye doğru kalkmak zorundaydı. fakat evden çıkmadan önce kahvaltısını hazırlar ve selin i uyandırmamak için gürültü yapmadan giyinirdi. çok az erkek yapabilirdi bunu. fakat sonra selin gözlerini açınca oda adeta korkutacak kadar boş görünürdü ona. fakat o sabah uyandığında oda her zamanki gibi ıssız ve büyük görünmedi ona. bir kedi yavrusu gibi gerindi ve neşeli bir şarkı mırıldanmaya başladı. o gün akşama kadar değişik bir kadın gibi hissetti kendini. eşini seviyordu. tencereleri ayna gibi parlattı. çarşıdan pembe çiçekli beyaz kağıt perdeler satın alıp mutfağa taktı. mutfak birden, tabakların yıkandığı ve hiç konuşmadan yemek yenen kapalı ve boğucu bir yer değil, içindekilerin birbirlerini sevebilecekleri sıcak ve samimi bir oda halini aldı. perdeler öyle güzel olmuştu ki, selin koşarak yine pazara gidip kırmızı mumlar, bir de antika saplı cam şamdan satın aldı. nihayet arttırdığı paraları koyduğu zarftan da para alıp, dört tane kuzu pirzolasıyla bir kutu ananas satın aldı. metin, birgün bunların ikisini de çok sevdiğini söylemişti ona. selin in giyinmesi uzun zaman aldı. saçlarını fırçaladı ve çiçekli pamukludan dikilmiş elbisesini giydi. kapı kilidinde metin in anahtarının sesini işitince evliliklerinin ilk haftasında yaptığı gibi kapıya koştu. metin onu hemen yanağından öperek, "merhaba bebeğim." dedi. sonra, "nen var? hasta mısın?" diye sordu. selin, "çok iyiyim, neden sordun?" dedi. -"neden havlu elbiseni giydin?" -"benim ev elbisemdir o." metin, karısının arkasından mutfağa gitti ve etrafı koklayarak: -hımm..ne güzel koku bu. kuzu pirzolası mu?" dedi. selin ona doğru döndü, perdelerle mumların ne zaman gözüne çarpacağını görmek istiyordu. metin, "hey, neyi kutluyoruz bu akşam?" diye sordu. -"hiç." dedi selin. "güzel olacağını düşündüm de." metin, "çok güzel," dedi. sonra kollarını sıvayarak, ellerini yıkadı. selin mumları yakıp ışığı söndürdü. metin mutfaktaki masanın başına oturunca gölgeler yüzüne düşüp resmini çıkardılar onun. selin in içinden, "seni seviyorum metin," demek geldi. fakat heyecandan konuşamadı. metin, "çok güzel," diye yineledi ve aralarına sıkıntılı bir sessizlik çökünceye kadar karısına bakmaya devam etti. sonra başını tabağa eğdi ve pirzolaları itina ile bıçakla kesmeye başladı. selin, kocasının pirzolaları parmaklarıyla yakalamayı tercih ettiğini biliyordu. metin, bir ara "sinan ı kısım amiri yaptılar." dedi. -"oh! dedi selin, "gerçekten mi?" -"her şey bir yana," diye aceleyle devam etti metin. "sinan iyi bir mühendistir. her ne kadar ondan yaşlı isem de aklımdan.." selin, "karısının hesabına sevindim," diye kocasının sözünü kesti. "onun da çocuğu olacak." metin, "doğru. hem selin belki de bir yıldan daha fazla kalmayacak bizde. sonra sıranın bana gelmesi gerek." dedi. selin, "bundan eminim. er geç senin de terfi edeceğini biliyorum." diye açıkladığı düşüncesini. metin, "beni dinle, ışığı yakamaz mısın? bu mumlarla ne yediğimi göremiyorum."dedi. selin, "elbette." diye cevap verdi. ayağa kalkıp ışığı yaktı ve eşinin yanına gelerek parmaklarıyla onun saçlarını dağıtmaya başladı. metin hiç bir zaman açıklamamıştı ama hoşlanıyordu bundan. metin, pirzolayı eliyle yakalayarak, "evet," dedi ve birbirlerine gülümsediler. selin birden mutlu ve sakin olmuştu. sonra: "yaşam görünüşte tekdüze olarak akıp gidiyor. fakat her zaman büyülü dakikalar vardır. fakat habersizce ve en az beklendiği zaman gelirler bunlar. örneğin dün akşam olduğu gibi. ne evlenildiği zamanki gibi, gerektiğinde, ne de kuzu pirzolaları ve ananaslarla itina ile hazırlanıldığı zaman gelirler." diye düşündü genç kadın. çünkü büyü, yoktu artık; sadece herhangi bir yemekti o. selin: "dün akşamki gibi müstesna bir an bir kez bitince artık uzatılamaz o." diye sürdürdü düşüncesini. fakat o an, er geç canlanan bir hayal gibi yeniden gelecekti, emindi bundan. eşi bunları düşünerek saçlarını dağıtırken metin başını kaldırdı ve: -"bu gece çok hoşsun. bazen gerçekten çok güzelsin." dedi. selin, "evet, o "bazı anlar" her zaman gelecektir sevgilim. yeter ki beklemesini bilelim." diye doğruladı kocasını.
Okunma: 788 - Aldığı Oy: 19 - Gönderen:
Oy Ver:
Yorumlar
Yorum Yaz
| E-mail Adresiniz : | |
| Yorumunuz : | |
| Güvenlik Kodu : |
|
